Anıl Uluşan - Sayfa 9 PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Pazar, 26 Nisan 2009 22:17

Brugge:

*Sessiz ve saf bir güzelliği var Brugge'ün. Interrail turunun en etkileyici şehirleri arasında İlk 3'e girmeyi başardı. İkinci Dünya Savaşı'nda yıkılmamış olması şehri diğerlerinden ayıran başka bir nokta.

 

*Brugge ile ilgili aklıma ilk şeylerden biri, buraya emekli olunca yerleşmekti.
*Enver ile uzun bir yürüyüş yaptık Brugge sokaklarında. İnsana kesinlikle huzur veren bir yer Brugge. Yolunuz Belçika'ya düşerse eğer es geçmeyin.

Lille:

*Burası ile ilgili aklımda kalan ilk detay neredeyse aç kalıyor olmamız çünkü öğleden sonra açık olan bir yer bulmak çok zor yemek için. Şansımıza çok sıcak ve içten insanların çalıştığı bir Türk kebabçısı bulduk. Enver'in ısmarladığında gözüm kaldı, ne yalan söyliyim.

*Lille, Paris'e ulaşmamız için uğramamız gereken bir yerdi. Kısa bir sürede gezilebilecek bir yer.

* Paris'e giden tek bir tren var o da türü TGV olan bir tren. Tek başına interrail biletiyle binemiyorsunuz, rezervasyon ve ek ücret gerekiyor. Yer bulursunuz her vakit korkmayın. Biz yılbaşından bir gün önce gittik ve tren bomboştu. Ödemeniz gereken ücret 10 € . Yaklaşık 3 saatte Paris'e ulaşıyorsunuz. Saatte maksimum 576 km hıza kadar çıkmakta ancak toplu ulaşımda hızı 320 km/saat 'miş.

Paris:

 

*Paris'i doğal olarak detaylı anlatacağım. Ancak bu detay Notre Dame'ın Kamburu'nun ilk 100 sayfası gibi olmayacak (okumuş olan anlar sanırım dediğimi)

* Burada da Free Tour Çerçevesinde şahane bir Paris turu yaptık. Bu seferki tur rehberimiz pandomimciydi.

* Yararlı Bilgi: Paris'e yolunuz düşerse heykellere dikkatle bakın. Kimin heykeli olduğunu bilmeseniz bile heykeldeki kişinin nasıl öldüğünü anlayabilirsiniz. Nasıl mı?
Paris'in her yer yerinde at üstünde ünlü bir Fransız liderin heykelini bulabilirsiniz. O esnada bakışlarınızı atın ayaklarına odaklayın. 3 olasılık mümkün
1- Atın tüm ayakları yerdeyse atın üstündeki şahsiyet sessiz ve huzurlu bir ölüm yaşamış
2- Tek ayak havada ise, suikast'e kurban gitmiş
3- Ön iki ayak havada yani at şaha kalkmış ise ölümü şanlı olmuş. Örnek olarak savaşta ölmek.

* Lüzumsuz Bilgi: Fransızca ve İspanyolca bilenler / öğrenmeye çalışanlar bilir. Her nesnenin bir cinsiyeti vardır. Peki Ipod'un cinsi nedir, masculin miş.

*Louvre'dan bahsetmeden olmaz, sabahın erken saatlerinde, hava daha yeni aydınlatırken Louvre'a gittik.Louvre kat kat yapılmış ve her katı dışardan bakınca bir öncekine göre daha görkemli daha gösterişli. Louvre için 1 gün kesinlikle yeterli değil. (anneler (her zaman olduğu gibi) mutlaka haklıdır) Tüm koridorlarından geçtim ancak bazı yerleri doğal olarak hızlı geçmeniz gerekiyor.

*Louvre'un önündeki piramiti herkes az çok biliyordur. Bu piramit proje aşamasındayken sadece camdan yapılacağı söylenmişti. Ancak baktılarki bu cam yapı yeterince güçlü değil, çeşitli desteklerle yeterli dayanıklılığa getirildi. Ayrıca daha ilginç bir durum ise piramitin pozisyonu tüm caddedeki simetriyi bozmakta. İstenilen pozisyona getirmek 3.5 milyon dolar (rehberin yalancısıyım fiyat konusunda)

*Yararlı mı gereksiz mi bilemediğim bilgi: Fransızlar tenisi bulan ilk ülkeymiş ancak onlar raket yerine ellerini tercih etmekteymiş. Sonrasında narin İngilizler ellerine zarar gelmesin diye raketlerle bu işe girişiyorlar.

*Yeni yıla Paris'te girmiş bulunduk, Eyfel'i izleyerek. Doğal olarak etraf dopdolu, moraller üst düzeyde. Kameralar hazırlanmış, yeni yıla doğru geri sayıma başlıyoruz.Eyfel'in üstündeki yıldızlar tek tek sönüyor ve şahene bir ışık şovu Eyfel'in her yerini kaplıyor. Ancak tek bir eksik var, havai fişekler. İnanılması güç ama ciddi bir havai fişek şovu olmadı, şehrin farklı yerlerinden tek tük fırlatıldı ama o kadar. Neyse deyip, metrolara ilerliyoruz. Büyük bir sıkıntımız var, metroya giremiyoruz, çünkü platform dolu. Herkes doğal olarak evlerine dönmeye çalışıyor. Biraz dışarda oturup vakit geçiriyoruz ve başka bir istasyondan şansımızı deniyoruz. Pek fark yok. Gelen metro zaten dolu olduğu için içeri girmek istemiyoruz. Ancak vakit ilerliyor bir şekilde birbirimizi tutarak ve iterek bir tanesinin içine girmeyi başarıyoruz. Yok böyle bir sıkışıklılık, tutunmamıza gerek yok, düşmemiz imkansız. Nasıl ineceğimizi düşünüyorum, çıkmamız o kadar zorki trenden. Şansımıza ineceğimiz durakta trenden hatırı sayılır insan iniyor.

"Kısaca Taksim'deki yılbaşı gösterilerinde olanların bir bölümü Paris metrosunda başımıza geldi."

*Eyfel'den bahsetmeden olmayacağına göre onunla ilgili birkaç detay verelim. Eyfel'i dizayn eden Gustav Eiffel aynı zamanda Özgürlük Anıtı'nı da yapanlar arasındadır. Enver ile Eyfel Kulesini ziyaret ediyoruz, sabah saatlerinde. Asansöre daha çok para vermektense, merdivenle çıkmaya karar veriyoruz. Asansör için inanılmaz bir sıra bulunmakta, beklenmesi zaman kaybı bizim için. Eyfel'in üzerinde fotoğraflarımızı çekip gerisin geri aşağı iniyoruz. Tek şansızlığımız hava sisli.

*İlginç Bilgi: Moulin Rouge (Kırmızı Değirmen) 'u az çok duymuşsunuzdur. Kankan danslarıyla çok ünlü olduğu zamanlarda, diğer başka işletmelerin de aynı şeyi taklit etmeye başlamasıyla bir gün "dalgınlıkla" iç çamaşırı giymeyi unutuyorlar ve kaybettikleri izleyicileri geri alıyorlar.

*Amelie'nin çekildiği kafeyi de yakından görme şansına erişiyoruz. Yönetmen Jean-Pierre Jeunet bu cafeyi kullanmak için 3 ay uğraşmış.

*Şanssız bir insan olan Van Gogh'un evine de uğruyoruz. Neden şanssız peki? Okuldan atıldı, politikaya atıldı, olmadı. Bir hayat kadınına aşık oluyor ancak kız vazgeçiyor ondan, bunun üzerine, kulağını kesip kıza bunu mektup ile yolluyor. Şansızlığındaki son nokta şu oluyor. Artık hayat onun için çekilmez olduğu bir vakitte, kendini en yakın yerleşim yerine 2 saat mesafede olan bir yerde vuruyor ancak hemen ölüyor mu, tabii ki hayır. Yaralı bir şekilde hastahaneye gidiyor, iki gün sonra ölüyor. Son sözü " Sadness is Eternal" oluyor.

*Van Gogh hakkında ilginç bilgi: Akıl hastahanesinde bulunduğu vakit, kardeşi ona resimlerinin çok karanlık olduğunu belirtiyor ve "Lighten up" kalıbını kullanıyor. Bunun üzerine Van Gogh bazı resimlerinin üzerine parlak renkler ile noktalar koyuyor. Doğru mudur, bilinmez.

*Picasso, Paris'te yaşadığı vakitlerde Au Lapin Agile adlı bir kafeye geliyor yemek için. Ancak parayı nakit vermek yerine, garsonların resmini çiziyor. Bir zaman sonra dükkanın sahibi bu yaptığını kabul etmiyor. Picasso ise kendinden emin bir şekilde, kendisinin ileride çok meşhur ve başarılı olacağını söylüyor ve saklamısını tavsiye ediyor.

*Paris'e gittiğinizde Sacré-Cœur Bazilikasına mutlaka uğramaya çalışın. Barok, roman ve gotik tarzlarını birleştiren güzel bir yapı. İlginç bir özelliği ise içerideki dini resimler arasında Tanrı'nın da bulunması.Dışarısında ise güzel bir Paris manzarası da izlenebilir.

*Paris ile ilgili anlatılacak çok şey var ancak şu an için bununla sınırlı tutuyorum.



Son Güncelleme: Çarşamba, 27 Temmuz 2011 23:33
 
 
fbPixel