| Berk Orbay - Sayfa 7 |
|
|
|
| Administrator tarafından yazıldı. |
| Cumartesi, 26 Aralık 2009 11:51 |
|
Sayfa 7 / 7
28 Temmuz 13:00 (TSİ 13:00)Nihayet misak-ı milli sınırları içerisindeyim. Bunu yazmak biraz zaman aldı ve pek istekli de yazmıyorum. O yüzden biraz kısa kesesceğim tabi bunu biraz hafızamda da fazla bir şey kalmamasına borçluyum. Gençlerden ayrıldıktan sonra 3 günüm kalmıştı 23-24-25 Temmuz. Son gün uçak ve ev. 23’ü Brugges, 24’ü Brüksel, arası da Amsterdam diye düşünmüştüm. 23’ü Amsterdam, 24’ü Brüksel oldu. 25’inde de gençler geldi beraber gezdik. Amsterdam’daki otelimin adı Hotel Luxer (***). Otel karışık yorumlar almıştı. Kimi şahane dedi, kimi de yok odayı temizlemiyorlar, yok havlu değiştirmiyorlar falan diyordu. Benim yaşadığım tek sorun otelde sabun olmaması ama yanımda getirdiğim sabun iş gördü. Bir de odam zemin katta idi. Abidik bir avluya bakıyordu ve pencere boyum kadar ve demir parmaklıksızdı. Ha duş başlığı sabitti falan ama gene çok problem olmadan yıkandım. Oteli ilk gece bulmak biraz sorun oldu. Yanlış yere sapmışım. Yağmur altında bütün sokağı turladım. Ayrıca otelin red light district’in sınırı bir yerdeydi. Sokak silme kafası iyi insanla ve ot kokusuyla doluydu. Gidecekseniz tavsiye ederim. O gün öğlene kadar uyudum ve Bruggrs’e gitmek niyetiyle tren istasyonuna gittim. Baktım bilet 60€, Brüksel bileti ise 40€. Zaten saat olmuş 1:00 60€ verilmez dedim. Amsterdam’ı gezmeye çıktım. İlk durak tren istasyonunun yakınındaki Nemo bilim ve teknoloji müzesi oldu. Ama önce yolda buranın kütüphanesiyle karşılaştım. Dışı da içi de şahane. Beleş internetin adresi de burası. Gazete olarak Hürriyet ve Cumhuriyet var. Şöyle bir dolaştım. İnternete de girdim. Sonra Nemo’ya gittim. Dükkanı şahane, veletlere hediyeler bulabilirsiniz. Nemo’nun terasına da çıktıktan sonra ver elini Amsterdam. Red Light District özellikle ilginç bir yer. Penceredeki kadınlar, coffee shoplar neyse de “Live Porn Show” yazısını gördükten sonra yolun ortasında alkışladım. Amsterdam’daki evler yandan sıkıştırılmış formatta. Yan yana 12 çeşit ev değişik kombinasyonlarda sıralanmış. Araya kilise falan da sokmuşlar. Bu arada tourist info istasayondan çıkınca solda karşıda bilet satan yerin olduğu binada. Birine sorarsanız gösterir zaten. Harita 2€, beleş harita yok. Arada sırada kayboldum, bazen haritaya bakmadan ilerledim bazen yanlış okudum falan en sonunda geri dönmeye karar verirken epey uzaklaşmış olduğumu fark ettim. Amstel nehri boyunca geri dönerken nehir kıyısında bir yerde bu gezinin biftek bira patatesini yaptım. Otele dönerken de artık 11 felan olmuş bir red light district sapağı yaptım. Gece vakti de oraları görmüş oldum. Red Light’taki pencerelerdeki kızlar çok arkadaş canlısı, göz kırpıyor gel işareti yapıyorlar. Ertesi gün Brüksel yaptım. Brüksel için söylenecek çok fazla şey yok, küçük Paris. Tourist info biraz uzakta Kraliyet Meydanı tarzı isimli bir yerde. Carrefourlardan tavuklu salata almayın. Chocolate fudge cake de kötü. Kendi gezmenin de pek zevki yok. Grand Market mi Grand Place mi ne orası biraz daha renkli. Bu arada Brüksel’e giden tren havaalanında bozuldu, yolculuk üzerine bir saat daha eklendi. Diğer treni de kaçırdım bir saat daha patladı. Hepsi bir arada olunca gezdiğimden pek bir şey anlamadım. Ha ayrıca Brüksel –Amsterdam hattı hıncahınç dolu olabiliyor aklınızda bulunsun. Son gün gençlerle buluşup gezdik, pek önemli olay olmadı. Tabi Madame Tussauds’un önündeki burnuyla iki flüt çalabilen adam ve Damrak’taki pek de başarılı olmayan patatesçiyi saymazsak. Bilindik havaalanı sıkıntılarını çektikten sonra 26 Temmuz 01:00 sularında İzmir’e kavuştum. Annemle babam beni karşıladılar, beraber Kırçiçeği’ne gittik. Sabaha karşı 2:30 sularında Manisa Kebap’ı mideye indirmekle meşgul oluyordum. Bu okunamaz el yazması seyahatnameyi burada bırakıyor ve elektronik ortama geçirmeyi umut ediyorum. 01/07 – 25/07 (2009) BERK ORBAY Paylaş/Kaydet |



Yorumlar