Celal Karaca - Sayfa 6 PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 19 Aralık 2009 21:07

 

PARİS/FRANSA


Fransa... Almanya, Belçika, Lüksemburg, İsviçre, İtalya, İspanya gibi devletlerle komşu olan Rusya ve Türkiye'den sonra Avrupa'nın en büyük ülkesi. Dünya'nın en çok turist çeken ülkesi aynı zamanda, sadece Paris'e yılda 25 milyon turist geliyor. Fransızca hala dünyanın 2. büyük dili, 29 ülke bu dili resmi dil olarak kullanıyor. Nüfusu 63 milyon,Renault, Peugeot, Citroen gibi dev markaların sahibi, modaya yön veren ülke, lüksün ve pahalılığın başkenti ayrıca gerçekten bir sanat ülkesi...

 

Brüksel pişmanlığından sonra Paris'in en büyük istasyonu olan Gare De Nord'a geldiğimde kendimi tekrar iyi hissetmeye başladım. Berlin'den sonra Paris'teki bu istasyon gördüğüm en gelişmiş istasyondu; öyle ki demir ağlarla şehrin her yerine ulaşmak mümkündü, metro hatları, tramvaylar, banliyö trenleri daha onlarca hat. Bu şehrin gerçekten pahalı olduğunu daha şehre girer girmez hissetmeye başlıyordum çevrede gezerek bulduğum tek yıldızlı ya da yıldızsız oteller geceliğine minimum 40-50€ gibi fiyatlar istiyorlardı. lnternetten araştırdığım hostelerin çoğunda boş yer yoktu, geç saatlerde bulduğum ve anlaşmak için Fransızca bilen Çinli bir arkadaşın yardım ettiği bir otele, 1 gece için 28€ ödeyerek ilk günkü barınma sorununu çözmüş oldum. O gece öğrendim ki Fransızlar İngilizce bilmiyorlar. Zaten kendi diileri çok popüler ayrıca okullarda öğretilen yabancı dil muhtemelen lngilizce değil. llk gece sadece bir sokak gezintisiyle yetinip 2. gün için plan yapmaya başladım.Otelde kalanlar hep Avrupa'da eğitim gören ve kısa geziler yapan öğrencilerdi, onlardan da şehirle ilgili tavsiyeler altıktan sonra ikinci gün soluğu Eiffel Kulesinde aldım. Paris'in simgesi olan bu çelik yığını 320 metrelik kuleyi inceledikten sonra önünde kuleye çıkmak için bekleyen belki 1000 kişilik kuyruğu gördüğümde, şimdilik kuleye çıkmaktan vazgeçtim.Yeni yıl için kulenin üzerindeki ışıklandırma sistemi tamamen yenilenmişti. Kulenin üzerinde bulunan ziyaretçilerin şehri kuşbakışı izlemek ve kulede bir şeyler içmek için sıra beklediği 3 farklı kat vardı. En alt kattan yukarı doğru yükseldikçe bilet için ödeyeceğiniz miktarda değişiyordu. Anladım ki Eiffel hem Paris'in simgesi hem de çok iyi bir para makinesi durumunda. Eiffel'den sonra ikinci durağım Paris'in en meşhur caddesi olan Champs Elysees oldu. Bu caddeye geldiğimde Paris'in gerçekten ışıklar şehri olduğunu ve Avrupa'nın moda başkenti olduğunu anladım. Zaman ilerledikçe hava dondurucu olmaya başlıyordu, sadece fotoğraf çekmek için eldivenleri çıkardığımda birkaç dakika içinde elerim tüm fonksiyonlarını kaybediyordu. O gece zaman ilerlediği için içinde Mona Lisa tablosununda sergilendiği dünyaca ünlü Louvre Müzesine gitmeyi bir sonraki güne erteleyip yaklaşık 1 saatin üzerinde süren aktarmalı metro yolculuğundan sonra Disneyland'a geldim. Bir kaç saatlik geziden sonra sabah rezervasyon yaptırdığım yeni hostele geçtim. Ertesi gün Paris Free Tour ile rehber eşliğinde 3 saatlik şehir turu yaptıktan sonra, şehri ortadan ikiye bölen Seine Nehri kıyısında dolaşıp, Louvre Müzesini gezdim. Interrail biletinin son günü olduğu için o gece rezervasyon için 25€ ödeyip Paris'in son kazığını yedikten sonra!(zira Paris'te gezebileceğiniz her yer biletli ve tüm bilet fiyatları 10€ nun üstünde) Paris > Brüksel > Amsterdam > Köln hattı ile Almanya'ya geldiğimde saat 23:00 olmuştu. Bileti kullanmak için sadece 1 saatim kalmıştı, saat 23:30 da Polonya'nın Ponzan şehrine giden trenle Erasmus mekanımız Polonya'ya geri döndüm. Böylece 10 gün süren gerçekten çok büyük deneyimler kazandıran İnterrail maceramız bitmişti. Polonya'da hayata kaldığımız yerden devam...

Paylaş/Kaydet

Yorumlar

B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder


Son Güncelleme: Cumartesi, 19 Aralık 2009 22:03
 
 
fbPixel