| İnanç Zeytinci - Sayfa 11 |
|
|
|
| Administrator tarafından yazıldı. |
| Salı, 31 Ağustos 2010 17:30 |
|
Sayfa 11 / 11
Nasıl backpacker oldum? (Bölüm 11: Sezon Finali) Sabaha karşı vardım Frankfurt'a.. İşe erkenden gitmeye meraklı Almanlar bile uyanmamıştı henüz.. Tren seferleri yoktu.. Bu turdaki son gecemi geçireceğim hostele ulaşmak için binmem gereken metro da.. Oturdum istasyonda bir köşede, metroların açılmasını bekledim.. O arada istasyondaki büfeler açıldı, işe gidenlere hizmet için.. Sonra vardım hostele.. Tabii ki yerleşemiyorum henüz, kimse boşaltmak zorunda değil çünkü odasını o saatte.. Kıvrıldığım bir köşede dergileri inceledim resimlerine bakarak.. Kahvaltı ettim, şansıma yine ikramdı.. İnternete girdim.. Ben bütün bunları yaptıktan sonra Frankfurt yeni yeni canlanıyordu.. Aslında hiç planlarımda olmamasına rağmen Frankfurt'u arşınlamaya başladım..Enteresan bir şehir Frankfurt.. Zaten gittiğim hangi şehir için bu tabiri kullanmadım ki? Bütün şehirler enterasandır.. Hepsi birbirinden farklıdır çünkü, bütün şehirler eşsizdir.. Bugünkü Frankfurt'un hikayesi 2. Dünya Savaşı'ndan sonra başlıyor.. Savaşın sonlarına doğru Amerikan ordusu dümdüz ediyor Frankfurt'u.. Frankfurter'ler de hiç uğraşmıyorlar onarmak için, sıfırdan başlıyorlar şehri inşa etmeye.. Sanki öyle bir şehir daha önce hiç olmamışcasına.. Küçük bir bölgeyi onarıyorlar aslına uygun olarak, sadece hatıra için.. Savaşın, nefretin kötülüğünü hatırlayabilmek için.. Geri kalan her yer modern bir şehir haline getiriliyor.. Bugün Frankfurt, Avrupa finansının, Euro'nun başkentidir.. Avrupa Birliği Merkez Bankası ve Almanya Merkez Bankası Bundesbank dahil, pek çok banka ve şirket merkezi Frankfurt'tadır.. Kısaca, Euro'nun şehridir.. New York ve Londra'dan sonra dünyanın en önemli 3. para merkezidir.. Çok fazla anım yok Frankfurt'ta, zaten turistten çok yatırımcılara hitap eden bir şehir.. Güzel bir nehir kenarı düzenlemesi var, insanların spor yaptıkları.. Garip değil mi? Avrupalılar nerede su birikintisi bulsalar etrafını topluma açıyorlar spor yapsınlar, kitap okusunlar, manzarayı seyretsinler diye.. Bizim koskoca Boğaz'da koşacak yerimiz yok küçücük parkları saymazsak.. Bir gezi böyle noktalandı işte.. Bütün bu hikayelerin sonunda kimseye şunu yapmayın, bunu yapın diye tavsiye verecek değilim.. Backpacking çok kişisel bir özgürlük.. Tam anlamıyla özgür olmak bence.. Rezervasyonlara, tren saatlerine, otellere çok kulak asmayın o yüzden.. Nasıl yaşamak istiyorsanız öyle yaşayın.. Her şey size bağlı olsun, siz hiçbir şeye ve hiç kimseye bağlı olmayın.. Bütün amacınız mümkün olduğunca farklı şeyler denemek olsun.. Farklı yerler, farklı tatlar, farklı kokular, farklı insanlar, farklı iklimler, farklı kültürler.. Farklı, farklı, farklı, farklı.. Hepsi bu! SON |
| Son Güncelleme: Salı, 28 Haziran 2011 10:20 |




Yorumlar