Interrailci İşitme Engelliler Grubu - Sayfa 9 PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 23 Haziran 2010 09:32

Az sonra keyfimiz kaçacaktı çünkü minibüsün saat programına dikkat etmemişiz, bu konuda yalnızca kızlar yaramazlık yaptı. Erkekler bir sözü iki etmediler. Oldukça keyifliydik, bol bol resim çektirdik. Kum kaplı vücudumuzla denize girip temizlendik ardından şampuanla duş aldık. Gülçin ve Müge büyük bir kabinde birbirlerine arkaları dönük şekilde giyiniyorlardı. Demet minibüsü kaçıracağımızı haber vermek üzere acele ile dışarıdan soyunma kabininin kapısını güm güm vurunca, Gülçin kötü bir şey oldu düşüncesiyle biraz da merakla kapıyı açtı ve minibüsü kaçırmamak için hızla koşup kabinin kapısını açık bıraktığı için Müge iç çamaşırıyla panik yaşadı hi hi… Gülçin kapıyı açık bıraktığını fark ederek hemen geri döndü ve hemen kapıyı kapayıverdi. Demet üstünü değiştirmeye vakit bulamamıştı. Altında bir paleo vardı ve saçları ıslak kalmıştı. Mügenin saçı şekillenmeden apar topar valizlerimizi alıp atladık midibüse. Gülerek yola devam ettik 15- 20 dakika sonra gibi Sant Antonio’ya indik. Buradan feribot seferi ile Denia’ya gidecektik, onun için burada biraz dolaştık. Demet burada üstünü değiştirebildi. Feribot’a biner binmez Müge saçını jöle sürerek şekillendirdi. Müge jölesiz asla insan içine çıkmaz. Hava kararıp akşam olduğunda güzelliklerle dolu olan Adalardan uzaklaştık. Yolculukta çay içtik ton balıklı ekmek yedik ve kartla oyun oynadık. Burdan sonra artık Fransa ve İspanya sahilleri deniz keyfimizi sona erdi. İki adayı da ne güzel gezmiş olduk, çok güzel geçirdik, hiç pişman olmadık!  Palma de Mallorca Marmaris’e Ibiza adası ise Bodrum’a benziyordu… Adalarda 2 gün geçirdikten sonra alışveriş ve yiyecekleri pahalı bulmuyoruz. Barselonadan almış olmamız çok komikti. Hiç gerek yokmuş. Konaklama ve yiyecek hiç biri sorun olmadı ama ulaşım masraflıydı. Size tavsiyemiz Ibiza’da birkaç gün kalırsanız daha iyi olur.

20 Temmuz saat 22: 30 Denia’ya varışımızla birlikte karaya kavuştuk ama fazla durmadan 1 saat sonra tekrar yola düştük. Burada demiryolları yoktu,  Valencia’da tren garına ulaşmak için otobüs biletimize 9 avro vererek yola çıktık. Gece 01: 30 gibi Valencia Otobüs Terminalinde indik.

O gece terminalde kaldık ve uyuduk. Fakat sırt üstü yatmak yasaktı oturarak uyuyor ve valizlerimize yaslanıyoruz. Güneş doğmadan saat 5- 6 arası kalktık Tren garına 30 dakika mesafemiz var. Uzun bir yürüyüş yaptık, ortalıkta kimsecikler yoktu. Ortalık çok sessizdi. Yüksek binalar ve sık sık apartmanlar arasında büyük yolların bulunduğu sokaklardan geçtik. Birkaç tarihi eser gördük ve hemen fotoğrafladıktan sonra yürümeye devam ettik. Henüz istasyon açık değildi. Büyük bir park olan Valencia’da Caudillo Meydanına vardık, bir şeyler atıştırıp biraz da dinlendik. Hava tamamen açınca kuşlar çoğaldı ve Gülçin kuşlara ekmek verdi. Ardından gar’a gidip Sevilla’ya giden tren seferlerini öğrendik ve biletimizi aldık. Garın yanında büyük bir Arena vardı. Tren’e binmeden önce hamburgerciden hamburger aldık ve 11: 40 da Sevilla’ya doğru yolculuğumuz başladı.

Uzun demiryolların üzerinde hepimiz çok uyur uyanık akşamüstüne Sevilla’ya kadar ulaştık. Kolayca pansiyonu bulup çantalarımızı bırakıp 10 dakika merkeze yürüyoruz. Tarihi yerler dolaştık. Konaklama 1 gece 15 € idi.

Sevilla’da, Alkazar Sarayı’nı ve onun yakınlarındaki büyük görkemli katedrali gördük. Kentin sakin ve yaşamak için en güzel yerlerden biri olduğunu öğrendik. Dolaştıktan sonra bir Pastane’de oturup waffle ile dondurma yiyip sohbet ettik. Bir süre dinlenip yavaş yavaş yürüyerek pansiyona döner dönmez yorgunluktan yattık.

Sabah 10 da pansiyondan çıktık. Süpermarketten bir şeyler alıp garın arkasında merdivenlere oturup meyve suyu, süt içerek peynirli sandviçlerimizi yedik. Saat: 13.25 te Cordoba’ya hareket ettik…

Cordoba’ya (Kurtuba) vardıktan hemen sonra valizlerimiz emanet dolaplarına bırakıp önemli yerler olan tapınakları, özellikle de Büyük Caminin etrafını gezdik.  Guadalquivir Irmağına geçip köprüyü izledik. Cordoba’daki ,11. yy.da Müslümanlardan kalma eserler 12. yy.da Endülüs Emevileri dönemindeki halifelerin iktidar mücadelesi yüzünden Kastilya kralı III. Fernando’nun eline geçmiş ve daha sonra da bir Hıristiyan katedraline dönüştürülmüş.

Gezimizi tamamladıktan sonra bir parkta içinde bulunan havuzda ellerimizi ve ve ayaklarımızı ıslatarak serinlemeye çalıştık. Neşelenerek fotoğraf çektirdik ve dinlendik. Saat 20: 31 de Madrid’e gitmek için yiyecek bir şeyler alıp trene bindik.


Son Güncelleme: Pazar, 27 Haziran 2010 19:56
 
 
fbPixel