Özcan Bostancı - İsmail Özger - Sayfa 8 PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Cuma, 20 Ağustos 2010 14:49

Son durak Paris

 

Öğleden sonra Paris Orly havalimanına iniyoruz. Hostelimiz Montmartre'da, oraya doğru gidiyoruz. Hostel bir tepenin yamacına kurulmuş, odamıza gitmek için merdivenlerden aşağıya iniyoruz, buna rağmen odamızda güneş ışığıyla karşılaşıyoruz. dört kişilik bir odadayız. Odamızın diğer misafirleri Meksikalı bir erkek ve bir kız ancak onlar da hostelde tanışmışlar. Madrid yorgunluğu hala üzerimizde, etrafta kısa bir tur atıp uyumaya çekiliyoruz.

 

Sabah erkenden kalkıyoruz, her gittiğimiz şehirde olduğu gibi önce şehrin bir haritasını buluyoruz, genelde kaldığımız hostellerde ücretsiz sağlanıyor. İlk olarak Opera Binası ardından da Concorde Meydanı'na gidiyoruz. Bu meydan Champs Elysees Bulvarı ile Türkçe de Tuileries Bahçeleri anlamına gelen Jardin des Tuileries'in arasında kalan ve ortasında Luksor Dikilitaşı olarak bilinen bir sütun bulunan, gayet geniş bir alan. Meydanın bir köşesinden Paris'in simgesi Eiffel Kulesi de görünüyor. Kısacası son derece merkezi bir yer.

 

Yönümüzü Jardin des Tuileries'e çeviriyoruz. Bu bahçe aynı zamanda Louvre Müzesi'ne ev sahipliği yapan yeşillikler ve havuzlar içinde bir bahçe. Bahçenin içinden geçerek Louvre Müzesi'ne doğru ilerliyoruz. Şanslıyız, müzenin ücretsiz ziyaret günü ve saati içindeyiz. Dan Brown'ın son zamanlarda satış rekorları kıran kitabı Da Vinci Şifresi'nin de etkisiyle müze müthiş bir ilgi görüyor. Gelenlerin pek çoğunun var olmayan Gül çizgisini görmeye gelmeleri de enteresan bir ayrıntı. Biz de kalabalığın arasında içeriye giriyoruz. Müze son derece büyük, girişin hemen ardından aşağıya indikten sonra geniş bir avlu karşılıyor bizi. Sadece Mona Lisa tablosuyla bilinse de, müze aslında eski Mısır'dan Helenistik zamanlara kadar bir çok medeniyete ait eserler barındırıyor. Tabi ki en çok ilgiyi Mona Lisa görüyor. İçeride fotoğraf çekilmesi yasak olmasına rağmen tablonun bulunduğu salonda flaşlar patlıyor. Aslında tüm müzeyi gezmek çok daha fazla vakit gerektiriyor - kimilerine göre bir hafta - ama biz müzenin kapanışıyla ayrılmak zorundayız.

 

Champs Elysees Bulvarı'na gitmeye karar veriyoruz. Paris'in en güzel caddesi olarak gösterilen bu geniş bulvarı boylu boyunca yürüyerek geçip Türkçe de Zafer Takı anlamına gelen Arc de Triomph'a varıyoruz. Yaklaşık iki yüz yıl önce Fransız Devrimi'nin generaliNapoleon Bonaparte'ın emriyle inşasına başlanan bu anıt şimdilerde Paris'in simgelerinden biri haline gelmiş durumda.

 

Akşamüstü ise Mars Meydanı ve Eiffel Kulesi'ne doğru yöneliyoruz. Fransız Devrimi'nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde inşa edilen bu kule, her yıl yüz binlerce turisti Paris'e çekiyor. Kuleye ev sahipliği yapan Mars Meydanı gün ve gece boyunca pek çok insanıağırlıyor. Yerli yabancı turistler ve şehir sakinleri ellerinde şaraplarıyla kulede her saat başı yapılan ışık gösterilerini seyrediyor.

 

Son metroyu yakalayarak hostelimize dönüyoruz. Odada Miriam'la karşılaşıyoruz. Miriam aslında bir vantrilok ve ülkesinde çeşitli şovlar yapıyor. İşin ilginç tarafı çok az İngilizce biliyor. Dolayısıyla çok az anlaşabiliyoruz ancak geceyi Miriam'ın bize söylediği şarkılarla tamamlıyoruz.

 

Diğer güne Amelie filmi ile bilinen Sacre Coeur Katedrali'yle başlıyoruz. Monmartre tepesindeki bu beyaz kilisenin bahçesinde bize bileklik satmaya çalışan satıcılardan bir şekilde kurtulduktan sonra Picasso müzesine doğru yola çıkıyoruz. Uzun bir yürüyüşten sonra zor da olsa müzeyi buluyoruz. Pablo Picasso'nun çok çeşitli eserlerinin bulunduğu bu müzenin pek çok insan tarafından bilinmemesi de enteresan. Seine nehri üzerindeki bir adacık üzerinde bulunanNotre-Dame de Paris Katedrali bir sonraki durağımız oluyor. Akşamı ise yine Mars Meydanı'nda ve Eiffel Kulesi'nde geçiriyoruz. Bu gezimizin son gecesi. Kulenin ikinci katına kadar tırmandıktan sonra meydanda çimlerin üzerinde ışık gösterilerini seyrediyoruz.

 

Geri dönme günü gelip çatıyor, biz Paris sokaklarını son kez gezerken, Champs Elysees üzerinde Tour de France bisiklet turunun Paris ayağı koşuluyor. Bir yandan mutluyuz, İstanbul bizi bekliyor. Zaten çanta da ağır geliyor artık, hem para da kalmadı ama bir yandan da hüzünlüyüz. Günler süren macera sona erdi. Eve, daha doğrusu gerçeğe geri dönme vakti geldi. Günlerdir yollardayız ama adeta aylar geçmiş gibi. Cebimizde kalan son parayı havaalanında krakerlere veriyoruz. Uçağa meteliksiz şekilde biniyoruz.

 

Ertesi gün yine aynı karmaşa içindeyiz. Trafik, gürültü, kalabalık, iş, güç..."ben geçen hafta bu saatlerde Barselona'daydım" diye iç geçiriyoruz. Sonra boğaza bakıyoruz, yine de içimizden en güzeli İstanbul diye geçiyor...

 

Paylaş/Kaydet

Yorumlar

B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder


Son Güncelleme: Cuma, 20 Ağustos 2010 15:06
 
 
fbPixel