| Özlem Güzelharcan - Viyana |
|
|
|
| Administrator tarafından yazıldı. |
| Cumartesi, 30 Ağustos 2008 16:02 |
|
Sayfa 1 / 3 Beethoven'ın İzinde: ViyanaViyana'ya giden yolum Venedik'ten başladı. Sabah Venedik'i gün ışığında çok güzel görünürken bıraktım ama üzülmeye fırsat kalmadı zira tren yolu boyunca gördüğüm manzaralardan etkilenmemek mümkün değildi; yemyeşil tepeler, renkli evler, eski kiliseler, minik, sivri çatılı evlerin önünde otlayan inekler.. Milka çikolatalarının ambalajlarındaki resimlerin içindeydeydim işte sonunda! Sade ama muhteşem manzaraları doğanın üstünlüğünün ve muhteşemliğinin kanıtı olarak zihnime kazırken Tabi ya, dedi içimdeki ses, zaten Milka da Avusturya yapımı değil miydi? Couchsurfing'ten Dominik tren istasyonunda tupturuncu pantolonu, sarı, uzun saçlarıyla beni bekliyordu. Tanistik. 23 bolgeye ayrilan Viyana'nin 10. bolgesinde yaşıyor Dominik. Şehrin merkezine yaklastikca numaralar küçülüyor. Modern, cok katli bir binada küçük bir studyo dairesi var. Duvarlarinda katildigi kosulara ait yaka numaralari, devasa bir dunya haritasi -her Couchsurfer'ın duvarında mutlaka asılı olan- , kendi deyimiyle bir geek oldugu icin iki adet bilgisayar.. Dominik'le Viyana'da zaman iki gun boyunca cok guzel gecti. Bir turist rehberi gibi beni sehirde gezdirdi. Hic yorulmadan, ayni yerleri daha önce milyon kez gördüğü halde ve her onemli mekanin tarihini, hikayelerini anlatarak. Ayrilirken "Sen sehir elcisi olmalisin" dedim ona. Onunla tanistigim icin de cok mutlu oldum. Zaten gezdigim yerlerden aldigim keyif oralarda tanistigim yeni arkadaslarla da baglantili. Bilmedigim, ilk kez geldigim bir sehri orada oturan, o sehri yasayan insanlarin gozunden gormek, sehri kesfetmek harika bir sey. Iste o zaman kendimi bir turist gibi degil de orada yasayan bir ulke vatandasi gibi hissediyorum, bu da beni kendini baska bir sehirde yabanci hissetmek sendromundan kurtariyor. |
| Son Güncelleme: Pazartesi, 02 Şubat 2009 19:17 |


