|
Sayfa 12 / 12 06.09.08 13:02 - Hostel Stadion'daki yaşlı amcalarla (horlayan, kötü kokan, Rusça harici iletişim kuramayan yaşlı amcalar :() dolu odamızda pek de rahat olmayan bir uykudan sonra hostelin mutfağına inip kahvaltımızı hazırladıkv e yedik. Maalesef HI hostelleri hakkında Hostel Turku'da edindiğim güzel izlenimleri yitirmek için sebep oldu bana Hostel Stadion - tuvaletlerin yosun kokması, 160 kişiye sadece 10 metrekare mutfak alanı ayırmış olmaları, bir "gençlik hosteli"nin 50-60 yaşında insanlarla dolu olması, bize HI üyelik kartımız olup olmadığını bile sormayan resepsiyon görevlisi (az daha 15€ geçirecekti bize böyle) hostelin güzelliklerinden sadece birkaçı. Tramvaya binip şehir merkezine indik, Helsinki'yi ve civarındaki adaları bisikletle dolaşmak istiyorduk. Greenbike'a gittik, ama oradaki adam "1 günlüğü 15€" (1 günlüğü dediği de saat 10-17 arası) diyince vazgeçtik. Kauppatori'ye yürüyüp Suomenlinna adasına giden feribotu beklemeye başladık - 3 günlük ulaşım kartımız bu feribotu da kapsıyordu.
15:57 - Suomenlinna'nın turistik alanlarından biraz uzaklaşmaya çalışınca Finlandiya'nın başka bir "vahşi" yüzüyle daha tanıştık - dalgaların dövdüğü, bazı yerleri neredeyse pürüzsüz hale gelmiş, kocaman kayalıklı sahiller. Bu sahil kenarı kayalarının birinde oturup biraz dinlendikten ve etrafı seyrettikten sonra adanın güney ucuna doğru devam ettik. Bir zamanlar İsveçlilerin Rusya'nın genişlemesine karşı altı adanın üzerine kurduğu bu deniz kalesi, oldukça iyi korunmuş ve Unesco'un Dünya Mirası mekanları arasında. Minik tepelerin oluşturduğu mevzilerin arasına yerleştirilmiş dev toplar, adanın askeri geçmişinin hikyalerini anlatıyordu. Bu kıyıda kayalar dimdik denize inen sarp uçurumlar oluşturuyordu, ve kenarlarda hiç korkuluk yoktu. Bu uygulama biraz tehlikeli olsa da böyle bir yerin orjinalliğini ve atmosferini çok daha iyi koruduğunu düşünüyorum. King's Gate'i de gördükten sonra yine kıyıdaki kayalardan birinin üzerinde bir yemek molası verip ana iskeleye döndük ve Helsinki merkezine dönmek için beklemeye başladık. 23:30 - Hostele dönüp akşam yemeğimizi hazırladık, yemeğimizi yerken salonda Hostel Turku'daki oda arkadaşımız Graham ile tekrar karşılaştık. Yemeğin ardından onun Nordic Berries aromalı Koskenkorva, Kenan'ın da rakı ikramları eşliğinde keyifli bir sohbet ettik. Ardından da hep beraber bir şeyler içmeye dışarı çıkmaya karar verdik. 07.09.08
11:10 - Dün gece Helsinki'nin popüler Irish Pub'larından biri olan Moley Malone'de epey bir vakit geçirdik ve hostele dönmemiz saat 4'ü buldu. Kafamdaki "Irish Pub" modeline tam olarak oturduğunu söyleyemem, ama yine de güzel bir yerdi - özellikle çok sevdiğim Bailey's-on-the-rocks'ı uzun süreden sonra tekrar içme fırsatım oldu. Sabah kahvaltımızı ettikten sonra Graham'ın oldukça güzel bir yer olduğundan bahsettiği, bizim de görmek istediğimiz Kansallismuseo'ya (Finlandiya Milli Tarihi Müzesi) doğru yola koyulduk. 17:38 - Kansallismuseo'da tarihçncesi çağlardan modern zamanlara uzanan, oldukça geniş kapsamlı ve ilginç bir Finlandiya tarihi turu yaptıktan sonra biraz vakit geçirmek için "sightseeing hattı" olarak adlandırılan 3B tramvayına bindik ve Helsinki şehir merkezinin etrafında kocaman bir 8 çizerek görmediğimiz yerleri de görmüş olduk. Merkezde Sokos hotelinin altındaki S-Market'dan akşam yemeği ve yarın için alışverişimizi yaptıktan sonra hostele döndük. Aslında ben elektronik eşya avına...alışverişine çıkma niyetindeydim ama Pazar günü olması nedeniyle mağazalar açık değildi. 23:30 - Akşam yemeğimizi hazırlayıp yedikten sonra hostelin yanındaki parkta ufak bir yürüyüş yaptık. Park çok özel veya güzel olmasa da Olimpik Stadyum civarında sık sık rastladığımız bir manzaraya burada tekrar rastlamak pek keyifliydi: tavşanlar! Hep karanlık yerlerde dolaştıklarından ve yaklaşınca ürküp kaçtıklarından renklerinden emin olamıyorum, ama kesinlikle çok şirinlerdi! Gezintimizden sonra hostele dönüp uyuduk. 08.09.08 12:33 - Yolun sonu! 35 günlük çılgın Interrail maceramızı sonlandırmak için hostelden ayrıldıktan sonra Helsinki tren istasyonunun yanından kalkan 615 numaralı otobüse bindik ve Vantaa'ya doğru ilerlemeye başladık. Eğer her şey yolunda giderse uçağımız 14.10'da buradan kalkacak, 14.10 gibi Stockholm'e inecek (hayır, ışınlanmayacağız - saat farkından dolayı böyle oluyor :)), oradan da yerel saatle 15:50'de kalkıp İstanbul Atatürk Havalimanı'na uçacağız. 18:57 - İki uçağımız da rötarsız bir şekilde havalandı. Stockholm'e yerel saatle 14:00 gibi ulaştık ve İstanbul uçağımızın kalkacağı 67 numaralı kapıyı aramaya başladık. Sonra 39'dan sonraki F terminali kapılarının üst katta olduğunu anladık. Üst kata çıkmadan önce bir pasaport görevlisi bilet ve pasaportlarımızı rica etti ve Schengen bölgesinden resmi olarak çıkışlarımızı yaptı (yine giriş-çıkış bölümüne bir şey basılmadı; sadece vizenin yanındaki sayfaya bir tarih damgası basıldı, o kadar). Bekleme salonunda çok tanıdık, ama uzun süredir birbirimiz hariç kimseden duymadığımız bir dili konuşan insanların varlığı gülümsetti bizi - artık eve dönüyorduk. 15:50'de uçağımız Stockholm Arlanda'dan havalandı...

20:15 - ...ve İstanbul Atatürk Havalimanı'na sağ salim inerek 35 gün ve (Lüksemburg gibi) pek dolaşamadığımız yerler dahil 13 ülkelik yolculuğumuzu noktaladık. Hem havası, hem insanları sıcak Akdeniz ülkelerinden Bohemya'ya, Işıklar Şehri Paris'den çılgın ve özgür Amsterdam'a, Mosel vadisinden Lapland ormanlarına ve daha nice isimini hatırladığım-hatırlamadığım harikalara bizleri taşıyan bu yolculukta öğrendiğim, kazandığım ve yaşadığım her şey, hayatımın asla unutamayacağım birer parçası olacak. Şu an yola çıkışımızın üzerinden sadece 34 gün geçmiş olsa da, üzerinden yıllar ve yıllar geçmiş gibi geliyor bana, o kadar çok şey oldu ki! İnsanın "yolda" iken ne kadar dolu dolu yaşadığı, ancak "yolda" iken anlaşılabilecek bir gerçek sanırım...
Tüm gezginlere selam olsun! Yaman Umuroğlu
Paylaş/Kaydet
<< Başlangıç < Önceki 11 12 İleri > Son >>
|
Yorumlar
muratu2@hotmail.com