| Venedik |
|
|
|
| Administrator tarafından yazıldı. |
| Pazar, 11 Mayıs 2008 02:19 |
|
Venedik: Bir Giden Pişman Bir de Gitmeyen Venedik'e önyargısız giden insan var midir? Gezi programlarini ve icinden Venedik gecen filmleri izlemeyenler, kitap okumayanlar, gazeteleri takip etmeyenler belki. Ancak onlar Venedik'i nesnel degerlendirebilir sanirim. Italya'nin kuzeyinde yer alan bu dillere destan sehre giderken zihnimde coktan koprular, kanallar, sular icindeki evler, gondollar belirmisti ama onları sahiden gormek icin de can atmıyor degildim kuskusuz! Ustelik o gun benim dogumgunumdu, bambaska bir cografyada, yanimda bambaska insanlarla kutlayacaktim yeni yasimi. Venedik bir sular sehri. Oyle bir sehir dusunun ki icinde hic toprak yok, hic agac yok. Her yer tas ve su. Sehir bu haliyle insana garip bir yalnizlik hissi veriyor, ama bogmuyor bu yalnizlik, sanki bir masal anlatiyormussunuz gibi hissediyorsunuz kendinizi sehirde dolasirken, hem anlatanin hem de bas kahramanin kendiniz oldugunu bilerek, oyle garip bir sey. Mina Urgan Venedik'i "ölüm kenti" diye tasvir ediyordu gezilerini anlattığı kitabında, "Laguna'nın kokuşmuş sularına yavaş yavaş gömülmekte" olan bir kent. Sahiden de kanallara bakarken Venedik'in gorkemli saraylarının zamanla sular içinde kalmış alt katlarını düşününce ürperdim. Kanal boyunca dizilmiş rengarenk fenerler bu evleri hem çekici hem de ürkünç göstermeyi başarıyordu. Otomobillerin ve dolayısıyla trafiğin olmadığı bu şehirde ulaşım vaporetto denilen küçük vapurlarla sağlanıyor. Elbette sehrin sembolu gondollar da var ama onlar daha çok turistik, eğlencelik araçlar. 117 adacik uzerine kurulan, 150 den fazla kanali olan ve adacikalrin birbirine 400 civari kucuk kopruyle baglandigi bu garip sehir karaya 4 km.lik bir yol ile baglaniyor. Ben o yolu gece trenle, Adriyatik Denizi'ni seyrederek katettim ve Stazione di Santa Lucia ya ulastim. Saat geceyarisini gecmisti ama istasyon benim gibi genc, sirtinda cantasi olan onlarca gezginle doluydu. Cantalari orada birakip butun yorgunlugumuza ragmen yol arkadasimla birlikte sehri gezmeye karar verdik. Amac unlu San Marco Meydani'ni bulabilmekti ama butun sokaklari birbirine benzeyen, gece karanligi ve sessizliginde gotik bir havaya burunen Venedik'te kaybolmamak hangi turistin harciydi, elbette biz de yolumuzu kaybettik! San Marco'ya ulastigimizda uc saat gecmisti, hic olmadigim kadar yorgundum, meydan muhtesemdi, tek bir guvercin bile yoktu (oysa meydanin gordugum butun resimlerinde guvercinler vardi) ve bu halini cok begendim. Her yer isil isildi. Bir zamanlar Musolini'nin meydanda konusma yaptigini hayal edip urperdim. Donus yolunda nasil oldu bilmiyorum ama bir vaporetto ya ulastik, uyuklayarak tekrar tren istasyonuna gelebildik. Unlu Rialto koprusunun altindan gecerken yorgunluktan kapanan gozlerimi acik tutmaya calisip sehri seyrettim. Kendi kendime bir dahaki gelişimde şehri gündüz gözüyle de görmeye ve daha çok gezmeye söz verdim. Karanlik sularda parlayan renkli isiklara, şehrin yansımalarına baktim ve 23. yaşımı orada, kim ne derse desin benim için hep masalsı ve büyülü kalacak şehirde bırakıp döndüm. Özlem Güzelharcan (Martı) |
| Son Güncelleme: Pazartesi, 02 Şubat 2009 19:43 |



Yorumlar