|
Sayfa 1 / 4 Ozlem Guzelharcan2007 http://gezginmarti.blogspot.com/ Ozlem Guzelharcan ve arkadaşlarının Temmuz 2007'de yaptıkları interrail seyahati. Bu gezi hakkında daha ayrıntılı bilgiyi kendisinin hazırladığı sitede bulabilirsiniz. * Aslında interrail olayı başlı başına bir çılgınlık; karar verip hazırlık yapmak, yollara yalnız başına düşmek, kendini kaptırmak.. aşağıdakiler bu genel çılgınlığın bazı eğlenceli ayrıntıları. Özlemle, saygıyla, gururla anıyorum! :)
Patras, 9 temmuz 07: Bizi İtalya'ya götürecek olan gemi liman şehri Patras'dan kalkacaktı. Atina/Patras arası tren yolculuğu tam bir kabustu. Sabaha karşı orada olduğumuzda yatacak yerimiz de yoktu. Biz de hemen garın karşısında yer alan kırmızı ışıklı Cafe Kimon'da sabahladık.İçerde kimseler yoktu. Jazz & soul müzikleri çaldı sabaha kadar, biz de deri koltuklarda yarı uyanık yarı uykulu sabahı ettik! ve orada çalışa harika insan Alex ile tanışma fırsatı buldum. (Alex 10 yıl İngiltere'de yaşamış, moleküler biyoloji okumuş, canayakın bir Yunandı ve o cafe de çalışıyordu.) O müzikler, kırmızı ışık, deri koltuklar, sabah serinliği.. garip bir tat kaldı hepsinden geriye.
Patras, 9 temmuz 07: Gemiye binmek için global interrail biletimize 30 euro ek ücret ödemiştik ve bu ödemeyi Atina'da bir bürodan bir gün önceden yapmıştık. Patras'ya gelince sıkışmayalım diye.
Patras'ya çok erken geldik (bkz. bir üst başlık) ve geminin kalkacağı saate kadar (16:30) şehirde zaman geçirmekle uğraştık; cafe lerde uyumaya çalıştık (garsonlar gelip kibarca kovana kadar:)], üç kişi bir kahve ısmarlayarak saatlerde oturmaya çalıştık, sokaklarda gezdik, markete girip gemide yemek için bir şeyler aldık, vb. Sırt çantalarımız Cafe Kimon'daydı ve geminin kalkmasına daha 2 saat vardı, yine de yorulduğumuz için cafe ye dönelim,ordan eşyaları alalım ve sahilde oturalım dedik. Tam cafeye yaklaşmıştık ki Berjen "ben bir gidip bilet gişelerine bakayım" dedi, biz de kaldırıma oturduk Zelal ile. Bir iki dakika geçmedi ki Berjen kıpkırmızı, soluk soluğa yanımızda bitiverdi! Meğer bürodaki kadın kendisine defalarca soduğumuz halde o korkunç ingilizcesi sayesinde bize geminin kalkış saatini yanlış söylemiş!! Gemi 16:30 da değil de 14:30 da kalıyormuş. (saat bilette yazmıyordu) Bir sonraki gemi tam 24 saat sonra ve kaçırırsak 30 euro da yanacak, ayrıca Patras'da bir gece daha geçirmek zorunda kalacağız ve zaten şehre 24 saat önceden gelmişiz!! Saatime bakayım dedim, başımdan aşağı kaynar sular indi anında. Saat 14:20. Daha çantaları almamışız, gemi uzaktan görünüyor ama gitmemiz gereken yol o kadar uzun ki.. (maalesef uzunluk kavramım çok kötü olduğundan kaç metre olduğunu yazamıyorum ama normal şartlar altında 10.dk da koşarak bile gidilemeyecek bir mesafeydi) Hayatımda o kadar hızlı hiç olmadım sanırım! O gün Patras'da, 40 C sıcağın altında, sırtımda 15 kilo çanta,önümde pasaport,kitap,vb eşyalarımın olduğu ufak çantam (en az 5 kg.) ve elimde market poşetleri ile (1.5 litrelik iki adet su şişesi,kek,peynir,vb. 10 dakikada mesafeyi koştum!! Gemiyi görüyorsun, uçmak istiyorsun, yapamıyorsun!Rezil bir durum! Yarışan atlar gibi hissettim kendimi bir ara. Bazen ben öne geçiyorum, bir ara Zelal, sonra Berjen.. Herkes arkada kalana "Koş" diye bağırıyor ama arkasına bakmadan!! Yoldan boyuna arabalar geçiyor, kimbilir bize ne gözlerle bakıyorlar?! (muhtemelen "manyak bu insanlar!" diyorlardı)
Gemiye son anda bindik, hani filmlerde olur ya, adımını atarsın ve kapı kapanır, araç hareket etmeye başlar, aynen öyle! Saniye geç kalsak binemeyeceğiz!! Korkunç bir deneyimdi, terden sırıklıklam olmuştum, tişörtümde kuru tek bir nokta kalmamıştı, yüzüm pancar kırmızısı, konuşmaya hali yok kimsenin.. O yüzden gemiye binerken hiç resmimiz yok! :) Yolculuk boyunca kendimize şaşırıp kaldık, o yolu o yüklerle 10 dk.da nasıl koştuk, kimse akıl sır erdiremedi. Ve Atina'da, bürodaki bilet kesen güzel ablamızı saygıyla, sevgiyle andık durduk!!
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 İleri > Son >>
|