|
Mehmet, Deniz, Efecan ve Ethemcan |
|
|
|
|
Administrator tarafından yazıldı.
|
|
Pazartesi, 28 Nisan 2008 21:38 |
|
Sayfa 1 / 4 Mehmet, Deniz, Efecan ve Ethemcan2003http://www.geocities.com/intergezi/ Mehmet, Deniz, Efecan ve Ethemcan'ın 2003 yılında yaptıkları interrail seyahati.. Bu yazın daha geniş içeriklisi ve fotoğraflar için kendi yaptıkları sayfaya bakmanızı tavsiye ederim.. Bu yazı öyle uçakla gidip uçakla dönüp her gece restoranlarda yemek yiyip barlara takılan hatta otel lobisinde zaman geçiren insanların interrail deneyimlerinden farklı olarak bazen sokakta bazen hostellerde bazen campignlerde yatan, süpermarketten yiyen, sokak köşesindeki sinekli bakkallardan şarap alan ve koca şehirleri yürüyerek gezen bir grup gencin hikayesini anlatıyor. Yok ben gelemem öyle pis işlere diyosanız hiç uğrasmayın. Gençler sabah erken vakit İstanbul'a varır.
Üsküdar vapurunu beklerken İstanbul'un bir zamanların en çok iş yapan terzisiyle (şimdi alkolik) sohbete dalarız... Terzi amcanın yanımızdan ayrılmasıyla "Geçmiş olsun" lafı gelir kulağımıza, çayını yudumladigimiz büfecidir seslenen.
Sirkeci'den kalkan trenimiz yeni dünyaya sokuverir hepimizi birden. iki fransız, bi alman, bikaç ispanyol vardir yanimizda artik. Sohbet başlar..
TCDD'nin ultra rahat vagonunda hoplayarak titreyerek geçirilen 5 saatlik ayçiçeği manzarali yolculuktan sonra Uzunköprüye geliriz.
Uzunköprü'de çıkış harcı 75milyonu bayılan gençler soluğu Phython sınır kasabasında Amstel içerek alırlar. Hemen yandaki marketten 30centlik kruvosanlarla karınlarını doldurarak bi sonraki treni beklemeye koyulurlar. (Marketçi amcada iyi türkçe bilir söleylim muhabbeti iidir)
Interrail dedikleri olay bilet derdi olmadan dolaşmaktı değil mi?? vardigimiz ilk ülkede binecegimiz ilk trene (phython-selanik) 6euro supplement ödemek için ceplerimizdeki eurolari yokladik. Daha ne supplementlar varmis bizi bekleyen...
Selanik'e vardığımızda Atina'ya ilk trenin 2dakka sonra olduğunu öğrenerek çantalari sırtlanip vagon cikisinda koşuya hazirlandik ama nafilee...
Selanik garının dikenli bahçesi biz ve bizim gibi gezen yirmi küsur genci bekliyormus o gece.
Ertesi sabah bindigimiz Atina treniyle gideceğimiz yere vardik.
İşte her Yunanistan haberinde TV'lerde gördüğümüz hani şu ponponlu askerlerin nöbet tuttuğu parlemento binası. Her turist gibi biz de aynı binanın önünde Atina'yı ziyaret eden herkesin fotoğrafları arasında bulunan türden bir fotoğraf çektirdik tabii. Atina'da geçirdiğimiz vakit her ne kadar zevkli geçse de bir gece için dünyanın en aptalca hareketini yaparak 22€ vermek gibi bir hatada bulunduk. Atina'nın en pahalı hostelini seçmekte hiç zorluk çekmemişiz valla, neyseki Akropol'e normalde 12€ olan giriş parasını öğrenci kimliği ile atlatarak acımızı biraz da olsun dindirebildik. Atina dedikleri zaten birbirini kesen (Plaka ve Monastraki) iki büyük turistik cadde ve kesiştikleri yerin tepesinde Akropol'den başka bişey değil. Haa.. bi de ilk geceden reddettiğimiz daha doğrusu yazı-tura atarak girmemeye karar verdiğimiz bir lap dance olayı var ama çoluk var çocuk var yazmıycam buraya.
Ertesi gün sabahtan Patras'a gitmek üzere yola çıktık, tren bol bol kaçak işçi kaynıyordu ve tabii ki her yerde olduğu ve olacağı gibi biz kaçak Türklerle tanışmakta gecikmedik. Patras'a vardığımızda daha önce karar verdiğimiz üzere Brindisi yerine İtalya'nın kuzeyindeki Ancona şehrine giden feribotlara interrail biletimizi kullanarak ve 6€ ekstra ödeyerek pass almaya gittik. Bu arada limanda malak malak oturup, bağıra çağıra Türkçe konusurken interrailci bir kız, Tansu geldi yanımıza.
4 Türk bir araya gelirse vakit geçirmek içni ne yapar? Tabii ki kendilerine kahvehane ortamı yaratırlar. Biz de tüm yol boyunca başımıza musallat olacak batak, dost kazığı, ihale, blöf gibi kağıt oyunlarına kendimizi verdik.
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 İleri > Son >>
|
|
Son Güncelleme: Pazartesi, 02 Şubat 2009 19:22 |