Giriş yapmamışsınız.

Giriş



Özel Mesajlar

Giriş yapmamışsınız.

Berk Orbay PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 26 Aralık 2009 11:51

Berk Orbay

2009

 

Berk Orbay'ın 2009 yılında yapmış olduğu interrail gezisi ile ilgili yazmış olduğu günlük. Kendisine yazısını yayınlamamıza izin verdiği için teşekkürler. Kendi sitesine http://berk.minibalina.org/ 'dan ulaşabilirsiniz.

 

Kaçınızın haberi var bilmiyorum ama temmuz ayı boyunca “hayatta yapmam” dediğim bir interrail seyahatine çıktım. Trenle ve trende yaşanan sefillikleri içeren bir yolculuğun beni çekmemesinin nedenlerini ayrı başlıkta anlatırım ama gittiğime de pişman olmadım. Bunun ise sadece iki sebebi var. Birincisi yurt dışına çıkmak için daha iyi bir alternatifim yoktu, ikincisi ise ekip şahaneydi. Ben 25 gün, gençler ise 28-29 gün boyunca Evropa’nın altını üstüne getirdik. 7 ülke 15 şehir gezdim. Gençler de 7 ülke 16-17 şehir gezmişlerdir.

Bunları yazmamın sebebi bu gezinin tarihimde ilkleri oluşturmasıdır. İlk defa günlükvari bir şey tuttum. Bir sonraki yazıdan itibaren parça parça bu seyahatnameyi sizlerle paylaşacağım. Yaz boyunca blogu pek ihmal ettim ama umarım bu eylül sezonundan itibaren değişir, ve bana yazmak size de okumak için ufak bir teşvik olur.

 

1 Temmuz – 13:15 Milano Centrale (TSİ 14:15)

Lanet olası bir Schengen Vizesi yüzünden 20 saat yol tepiyorum. Hoş, buna da şükür, bu kadar bile olmayabilirdi. Sırtımdaki çanta yarım saat önce 14.1 kg idi, şimdi 13.5 falan oldu sanıyorum (1 meyve suyu -200 ml-, 1 sandviç -150 gr-, 1 de napoliten ~50gr- ile yarım şişe suyu götürdüm).


Gece neredeyse hiç uyumadım(en azından deliksiz). Tabi ki heyecandan değil (20 saat yol tepeceğimi bunu da yol tepmek için tepen adamda heyecan olmaz). Bu arada zilyon (başarısız) denemeden sonra gene günlükvari bir şey tutuyorum. Bu da ikinci günden sonra çöpe gidecek gibi dursa da tren vakitleri bol, üşenmezsem yazarım diyorum. Tabi değil gelecek nesillere, bu el yazısıyla gelecek aya düzgün kalabilirse bloguma veya benzeri bir yere geçirebilirimin motivasyonu da var.
Ara ara notlar girecek olsam da olayları kronolojik anlatmak lazım. Sabah 2:45, Bornova’dan yola çıktık. Ben bir saat uyumuşum veya uyumamışım. Onu da uyku tatlı gelir diye dala dala –Interrail’in Türkçe’ye kattıkları: 1- değil korka korka uyumuşum. ADB’ye varıp uçuş kartlarımı almamla birlikte kapının oradaki kafeye annemle oturup bekledik. Önemsiz bir iki olay, bol muhabbet ve neskafe makinesinin arızası sonucu ben 25 gün hasret kalacağım bir adet şekerli Türk kahvesi ile vakti tamam ettik. Önce il sınırlarından ayrılacaktım, sonra da misak-ı milli. Bu arada hissettiğimden bir gün geç başladım babam aydınlattı sağolsun (1 Temmuz salıya denk geliyor zannediyordum, çarşambaymış).

5:05’te kalkması gereken uçak 6:20 gibi kalkınca da kader beni Interrail’e göndermeye gönülsüz diye düşünmedim değil (tabi ki düşünmedim, düşündüğüm tek şey 8:05’teki uçağa yetişebilecek miydim o oldu). Teknik bir arıza dediler, yedik. Ama kaptan havada, karada olduğu kadar çaresiz değildi. Yarım saatte vardık İstanbul’a. Orada hemen dış hatlara giden birinin peşine takıldım, ki kaybolmayayım. Bu arada o uçak da herkesten önce fırfır boarding yazısı koymaya başladı, bendeki katmerli panik. Sonuç olarak pasaport kontrolü hızlı geçti, ben orada da 45dkya yakın bekledim. Allah’tan sadece 10dk rötar yaptı (işletme kaynaklı nedenlermiş).

İtalya saati ile 10:20 gibi Milanı Malpensa havaalanına varmış bulundum. Gene şaşırtıcı bir şekilde hızlı bir pasaport kontrolünden geçtikten sonra gavur ergen mozolesi gibi -Interrail deyimleri: 2- çantama da kavuştum. Milano’nun Havaş’ına 7€ bayılıp 50dkda Centrale’ye varmış bulundum. Metro ile de gidebilirdim ama fırsatım varken yeraltından pek hazzetmez oldum. Vaktim de var bol bol -5. Sayfaya geldim bile-.

Milano Centrale’de ise telaş bastı Interrail bileti bulabilecek miyim diye. Dışarıdaki biletlçilerin çoğunu kontrol ettikten sonra –bütün Milano trenle gezmeye çıkmış, çarşamba gününden, her biletçi insan kaynıyordu- sağlam olsun diye içeride alttaki Trenitalia gişelerine girdim. Önümdeki yaklaşık 30 kişi 45 dk içinde eriyince bende adrenalin ucundan baş verdi –referans: Yiğit Özgür-. Önce Interrail var mı diye sordum. Olumlu cevabı alınca dünya umrumda olmadı. Şu anda da hala değil.
Tek pürüz çıktı, o da Paris’te ineceğim yer St. Lazare değil Gare de Lyon oldu. Ama otel St. Lazare’da. Annem önce Gare de Lyon’a adden Lyon’a sardı, ki bundan daha doğal bir şey yok. Uzunca bir süre benimle iddialaştıktan sonra artık hangi siteden nasıl buldu bilemiyorum beni hem sırtımda gavur ergen mezarlığıyla gecenin bir yarısı zamana karşı yarıştıracak hem de başaramamam durumunda şehrin en ücra köşelerinden birinde dımdızlak bırakacak bir rota yapmayı başardı. Benim yoğun ısrarlarım sonucu Gare de Lyon’un şehir içinde olduğunu keşfetti, ilgili metro istasyonunu buldu ve beni hedefime çok yakın bir yere bağlamayı başardı. Kendisine önce yanlış, sonra doğru yolda ilerleme ısrarından dolayı sevgilerimi yolluyorum.

Bu arada olayı da anlatayım neden bu kadar işkence çektiğim anlaşılsın. Vize zamanı sıkışmış ben hala almamışım, bizim gençlerin rotasının başlangıcı olan Hollanda ve Belçika konsoloslukları kıl, “belli olmaz üstelik kendisi gelmesi lazım” diyorlar. Ben de kongre vs. katılacam diye uğraşmadım (ki uğraşabilirmişim) İtalya’dan vize aldık. Gençlerle de Paris’te buluşacağım, bu yüzden 02:45’te evden ayrılıyorum 23:45’te Paris’te ilk kalacağım yere varıyorum programı çıktı. Neyse hatalarımıza verdiğimiz isimden dolayı (kaynak: Oscar Wilde) deneyim oldu diyebilirim. Leyleği havada helikoptere bağlı planörle görmüş olacağım ki böyle bir seyahat bana uygun görüldü.

Bu arada iki şey belirtmeliyim. Birincisi bu mevsimde en azından tren istasyonunda Milano’daki güzel kız sayısı azalmış, yaş ortalaması artmış. Tabi Duomo’yla Galleria’yı göremedik daha, belki göremem de. İkincisi ise 50dkdır neredeyse aralıksız yazıyorum ve bu 8. defter sayfam. Belki gece belki trende devam etmek üzere 14:05 (TSİ 15:05)